Sağlıklı Yaşam

Su kirliliği kaynaklı isyan: Baba Tahir İsyanı

1900 lerin başında Duayen Elçi, beraberinde getirdiği Fransız-Terkos Su Şirketi nin yeni atanan Genel Müdürü İkinci Abdülhamid Sultan a takdim etmek niyetindedir. Ancak tam bu sırada, Mabeyn görevlileri belki de ilk kez huzura destursuz girerek feryad eyler:

YANGIN VAR!

İzzet Paşa konağında çıkan yangın sırasında, Fransız yeni Genel Müdürün Sultan a takdimi elbette düşünülemezdi. Kendisi için büyük şanssızlık olarak değerlendirdiği bu yangının Boğaz sularındaki yansımalarını yol boyunca seyrederken, içinde yeni bir umut doğdu: Bu alevler, Şirketi için yeni iş olanakları yaratabilirdi! Der-Saadet için büyük tehlike oluşturan yangın ile mücadelede, Şirketinin önereceği yeni bir su şebekesi, neden Saltanat Makamınca uygun karşılanmasın ki?… Hele ki, Mabeyn İkinci Katibi nin konağı henüz yanmışken. İşte, “durumdan vazife çıkarmak” buna denmezse başka neye denirdi ki?

Galata daki Şirket merkezine varır varmaz odasına Başmuhasebeci Mösyö Jean ı çağırır ve gelir-gider defterlerini getirmesini ister. İlk olarak giderleri titizlikle incelemeye koyulur. Sıra maaş bordrolarına gelince, diğer personele göre oldukça yüksek maaş alan “Baba Tahir” adında biri dikkatini çeker. Bir altın yazmaktadır bordrosunda Tahir in…

Mösyö Jean: Efendim, kendileri İstanbul da yayımlanan küçük bir gazetenin sahibidir. Arada sırada bizi öven haberler yazar. Çok işimize yarar diye açıklamada bulunur. Genel Müdür, Baba Tahir in bu özellikleriyle maaşa bağlanmasını, verimli bir işletmeci ve rasyonel bir yönetici olarak benimsemez. Bundan böyle hiçbir savurganlık olmayacak, Şirkette azami tasarruf sağlanacak der ve kesin maaşını diye gürler…

Baba Tahir, aybaşında maaşını almak üzere Şirket veznesine geldiğinde, maaşının yeni Genel Müdür ün emriyle kesildiğini öğrenir. O an herhangi bir tepki göstermez. Vakit geçirmeden sahibi olduğu Malumat gazetesinin Bab-ı Ali yokuşundaki yazıhanesine döner ve daktilosunun başına geçer.

Yeni Genel Müdür bir süredir İstanbul un yangına en hassas yöreleri olan Cibali, Hocapaşa ve Gedikpaşa semtlerini kapsayan bir yangın suyu şebeke projesi üzerinde çalışmaktadır. Terkos Su Şirketi ne verilen imtiyaz alanını genişletmek ve çeşitlendirmek amacıyla, bu proje teklifini bir an önce tamamlayarak Sadaret Makamına arz etme telaşı içindedir. Yoğun çalışma temposu arasında bir akşamüstü penceresinden Yeni Cami önünde ve Galata Köprüsü üzerindeki hareketliliği bir tatlı huzur içinde seyre dalmışken, vaveyla içindeki kızgın bir kalabalığın Şirket in kapısına dayandığını görür ve birden irkilir. Mösyö Jean elinde Malumat gazetesinin son sayısı, hızla içeri girer. Kapıdaki vaveylanın nedeni gazetenin manşetten verdiği haberden açıkça anlaşılmaktadır:

“Terkos Gölüne Bir Domuz Düştü”.

Haber şöyle devam etmektedir: “Domuz avcıları Istranca dağı eteklerinde avlanırken bir yaban domuzuna rastladılar, endah atışı yaptılar, vuramadılar. Kaçan yaralı domuz Terkos gölüne düştü…” Domuzun mekruh olması nedeniyle abdest alamayan, hatta Terkos suyu şebekesine bağlı çeşmelerden ellerini bile yıkayamayan İstanbul halkı ayaklanmış ve isyanlardadır. Genel Müdür çaresiz, maaşın yeniden bağlanmasını bu kez kısık bir sesle rica eder… Baba Tahir çağrılarak özür dilenir, hakk-ı huzur u kendisine takdim edilir.

Ancak, Malumat gazetesinin sahibi nazlanır. Vişne çürüğü rengindeki kadife kese içindeki bir altını az bulmuştur. Artık fiyatının değiştiğini, bundan böyle ayda dört altın istediğini belirtir. Biçare Genel Müdür bu öneriyi naçar kabul eder. Baba Tahir, tahakkuk eden yeni maaşını cebine indirdikten sonra gazeteye döner… Malumat ın yeni nüshasında şöyle bir haber yer alır: “Yaptığımız istihbaratta ufuk bir yanlışlığın olduğu tespit edilmiş olup, seçkin avcılarımızın domuzu vurduğu ve mezkur domuzun Terkos gölüne varmadan gölün kenarında telef olduğu öğrenilmiştir.”

Olayın üzerinden günler geçmiş, İstanbul ahalisi yatışmış; Şirketin yeni Genel Müdürü de Osmanlı dan ummadığı bir yaşam dersi almıştır.

Benzer bir olay 1940 larda yaşandı. İstanbul basınının çok önemli bir başyazarı, yeni taşındığı eve zamanın Sular İdaresi su borusu döşemekte gecikince Pis bir öküz Terkos Gölü ne düşüp boğuldu diye yazacak, ortalık birbirine girecek, evine hemen o gün su getirilen yazar bir sonraki gün Gölde öküz zannettiğimiz karaltı meğerse kuru bir ağaç gövdesiymiş diyecekti.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu